Çanakkale’deki tarihi tabyalarda ezber bozan inceleme: “Bugünün gökdelenlerine taş çıkarıyor”
Çanakkale’deki Turgut Reis Tabyaları’nda yapılan teknik inceleme, tarihi yapının inşa sürecine ilişkin dikkat çekici değerlendirmeleri gündeme taşıdı. Yüksek Mühendisi Faruk Görünüş, yaklaşık 90 yıllık beton yapıya ilişkin tespitlerini paylaşırken, tabyaların mühendislik açısından üniversiteler tarafından incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Çanakkale Boğazı’nın savunma hattının en önemli yapılarından biri olan Turgut Reis Tabyaları, yalnızca askeri tarihiyle değil, döneminin çok ötesindeki mühendislik anlayışıyla da dikkat çekiyor. Eşsiz konumu, devasa top bataryaları ve yaklaşık bir asra meydan okuyan yapısıyla ziyaretçilerini etkileyen tabyalar, bugün hem tarih hem de mühendislik meraklılarının ilgi odağı olmaya devam ediyor.
Osmanlı Devleti’nin boğaz savunmasını güçlendirmek amacıyla inşa edilen ve Cumhuriyet döneminde de askeri amaçlarla kullanılan Turgut Reis Tabyaları, Çanakkale’nin savunma tarihinde kritik bir rol üstlendi. Aradan geçen onlarca yıla rağmen ayakta kalmayı başaran yapı, sahip olduğu teknik özelliklerle günümüzde de dikkat çekiyor.
Bu kapsamda İnşaat Yüksek Mühendisi Faruk Görünüş, Turgut Reis Tabyaları’nda gerçekleştirdiği incelemede tarihi yapının beton teknolojisi, kullanılan malzemeler ve mühendislik detaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yüksem Mühendis Görünüş, yaklaşık 90 yıllık yapının ardındaki mühendislik yaklaşımını anlatarak, tabyaların üniversiteler ve bilim dünyası tarafından teknik açıdan incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Tarihi yapıdaki mühendislik detaylarına dikkat çekti
İnşaat Yüksek Mühendisi Görünüş açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Bakın, bugün burada tam 88 yıllık derin bir sırrı ortaya çıkarmaya geldik! Bu keşif, ne akademik literatürde var ne de bugüne kadar bir başkası tarafından çözüldü!
Burada, Kurtuluş Savaşı’ndaki o sarsılmaz milli mücadele ruhunu ve o çelikten askeri disiplini. Bu devasa toplar buraya yerleştirilirken, arkasında inanılmaz bir askeri ciddiyet ve dahi bir mühendislik aklı vardı. İşte ilk kez biz açıklıyoruz; bu betonun içinde bir asırlık muhteşem bir sır saklı!
Düşünün… Yıl 1938. Burası boğazın en yüksek konumlarından biri. Yol yok, iz yok, hava koşulları acımasız… Ama bu imkansızlıklara rağmen, Saraycık veya Ezine hattından getirildiğini tahmin ettiğimiz, günümüz yüksek teknolojisiyle bile kırılması, işlenmesi en zor taş olan ‘Gözeneksiz Bazalt’ buraya taşındı. O taşların ilkel şartlarda kırılması, elenmesi, milimetrik hesaplarla toz ve agrega haline getirilmesi, buraya kadar nakledilmesi ve adeta bir laboratuvar hassasiyetiyle homojen bir karışıma dönüştürülmesinden söz ediyoruz… Bu başlı başına muhteşem bir şey, bu bir mühendislik zaferi!
“Bitüm tabakası darbe emici sistem olarak tasarlandı”
Ama deha sadece bununla bitmiyor! Bakın, o dönemin şartlarında yüksek sıcaklıklarda eritilen, kaynatılan kapkara bitüm (katran) katmanlarını devasa zahmetlerle bu betonun arasına işlediler. Herkes bunu sadece bir su izolasyonu sanıyor! Hayır! Bu kalın uygulanmış bitüm tabakası, düşman bombası vurduğunda betona gelen o korkunç şoku yutan, adeta bir hidrolik amortisör gibi çalışan muazzam bir darbe emici sistemdir! Bu betonun arkasındaki insan emeği ve zekası, buradaki devasa toplardan çok daha büyük, çok daha derin hikayeler barındırıyor!
Şimdi gelin, hep birlikte bu zafere canlı şahit olalım. (Kamera test çekicini vurduğunuz noktaya, beton yüzeyine odaklanır. Çekiçten güçlü bir ‘çıt’ sesi gelir.) Bakın! Yerinde ölçüyoruz; karşımızda tam C40 değerlerinde bir beton dayanımı var!
“Yaklaşık 90 yıllık beton dayanımını koruyor”
Yaklaşık 90 yıl öncesinden bahsediyoruz… O tarihte Türkiye’de henüz resmi bir Deprem Yönetmeliği bile yoktu! Konutlarda C10-C12 seviyelerinde betonlar dökülürken, buradaki askeri ciddiyetle bugünün gökdelenlerine taş çıkartan bu yapı inşa edildi.
Üstelik bu bazaltlı ana betonun üzerinde, yine darbe yönetim sistemi olarak tasarlanmış, gelen merminin enerjisini geniş yüzeye yayan 3-4 santimetrelik özel bir ikincil zırh sıva tabakası daha var! İşte granulometri dediğimiz o kusursuz tane boyutu hesabı ve bu zırh sıva birleşerek bu mucizeyi ortaya çıkarıyor.
Bugün biz modern mühendislikte bir betonun ekonomik ömrünü en fazla 50 yıl kabul ediyoruz, değil mi? Peki, bunca olumsuz hava koşuluna, neme, tuza ve rüzgara maruz kalan bu beton, 90 yıldır nasıl olur da tek bir bozulma yaşamadan, zerre dayanım kaybetmeden ayakta durabiliyor?
Üniversitelere çağrı yaptı
Açıklamasının sonunda Turgut Reis Tabyaları’nın mühendislik açısından önemli bir inceleme alanı olduğunu belirten Görünüş, şu ifadeleri kullandı:
“İşte bu yüzden burası sıradan bir tarihi alan değil; burası mühendislik için doğal bir laboratuvar! Başta inşaat ve jeoloji bölümleri olmak üzere, tüm üniversitelerin bu tabyalara mutlaka teknik geziler düzenlemesi gerekir. Geleceğin mühendisleri işte tam olarak bu disiplinle, bu vizyonla yetişmeli.
Buradan tüm üniversitelerimizi, hocalarımızı ve bilim dünyasını bu tabyaları incelemeye, bu asırlık beton mucizesine tanıklık etmeye davet ediyorum.”



